1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Suriye'de kırılma: Kürt siyaseti ve süreç nasıl etkilenecek?

22 Ocak 2026

Suriye'de Rojava modelinin fiilen sona ermesi ve ABD desteğinin kesilmesi, Kürt siyasi hareketi için Suriye ve Türkiye hattında nasıl bir tablo yaratabilir? Uzmanlar değerlendirdi.

https://p.dw.com/p/57Czz
Suriye ordusuna bağlı bir asker YPG'den alınan bir bölgede görünüyor
SDG'nin yönetimindeki bölgelerin büyük bir bölümü Şam'ın kontrolüne geçtiFotoğraf: Nebieha Altaha/Anadolu/picture alliance

Suriye'de Şam yönetiminin Kürtlerin yönetimindeki bölgelere ilerleyişi ve ABD'nin yardıma gelmemesi Kürt siyasi hareketinde bir kırılmaya yol açtı.

Suriye'deki geçici yönetimin Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG (Suriye Demokratik Güçleri) arasındaki çatışmaların ardından Kürtlerin "Rojava" olarak adlandırdığı bölgesel özerk yapının büyük bir bölümü fiilen sona ermiş durumda. SDG'nin omurgasını Türkiye'nin PKK'nın uzantısı olarak terör örgütü olarak nitelendirdiği YPG oluşturuyor.

Ortaya çıkan yeni tablo, Ankara ve Şam'ın kazanımı olarak görülüyor. Ve şimdi Ankara ile Ekim 2024'ten bu yana iktidar ile "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan süreci devam ettiren DEM Parti ve PKK'nın bu yeni tabloda nasıl hareket edeceği tartışılıyor.

Siyaset bilimci Mesut Yeğen'e göre, Suriye'deki son askeri ve diplomatik hamlelerin ardından en kritik eşik önümüzdeki birkaç gün içinde netleşecek.

Erdoğan'ın başkanlık ve anayasa hesapları

Şam yönetimi, Haseke'nin idari ve askeri entegrasyon planında bir anlaşma için SDG'ye 20 Ocak saat 20.00'den itibaren dört gün süre tanıdığını duyurmuştu. Süreçle ilgili DW Türkçe'nin sorularını yanıtlayan siyaset bilimci Mesut Yeğen, bundan sonra olabileceklerin Türkiye'deki sürecin seyrini de etkileyeceğini söyleyerek şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Eğer burada kalırsa ve Kürtlere yönelik bir kıyım harekâtına girişilmezse, sürecin esas olarak devam edeceğini düşünüyorum. Fakat eğer rejim kontrol edilemezse, yani SDG'ye yönelik büyük bir operasyon gerçekleşirse ve oradaki idari yapı tümüyle sökülüp atılırsa çözüm süreci büyük bir yara alır ve uzun süre gündemden kalkar."

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, iki yanında Suriye bayrağının bulunduğu büyük bir masada SDG'nin orduya entegrasyonunu öngören anlaşmayı imzalarken
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed ŞaraFotoğraf: Syrian Presidency/Anadolu Agency/IMAGO

Bu ihtimali şu aşamada güçlü görmediğini ifade eden Yeğen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun olmasını en başta herhalde hükümet ve Erdoğan istemez. Çünkü bu çözüm süreci bir kısmıyla Suriye'deki işlerin hal yoluna sokulmasıyla ilgiliyken bir kısmıyla da Erdoğan'ın başkanlık ve anayasa hesaplarıyla da ilgili. O nedenle hesaplarına zarar gelmesini engellemek için bunun olmasını istemez ki dünden beri atılan adımlar da biraz buna işaret ediyor."

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da son grup toplantısında sürece olan desteklerinin devam ettiği mesajı vererek Cumhur İttifakı olarak “ilk günkü gibi durdukları yerde sapasağlam durduklarını" söyledi.

Kürtlerle rejim arasında Haseke ve Kobani'yle ilgili belki ileride Afrin'i de kapsayan bir mutabakatın oluşabileceği öngörüsünde bulunan Yeğen, bunun hem çözüm sürecini ilerletmek hem de Suriye'ye istikrar kazandırmak için belli bir süre kazandıracağını ancak aynı zamanda Kürtler üstünde uzun süreli bir sıkıştırma yaratacağını kaydediyor.

Yeğen bahsettiği sıkışmayı şu sözlerle anlatıyor:

"Sonuçta Kürtler orada dar bir alana sıkıştı. Ekonomik ambargoyla etrafları çevrilerek ya da doğal kaynaklara ulaşımları zaten engellenmiş olarak önemli sıkıntılarla baş başa kalacaklardır."

Bu sıkışmanın Kürtler arasında yeni gerilimleri de tetikleyebileceğine dikkat çeken Yeğen, "Bu kez oradaki yönetimle Suriyeli Kürtler arasında gerilim kışkırtılmak istenecektir. Bu nedenle önümüzdeki bir senenin gergin, inişli çıkışlı geçeceğini sürekli böyle iniş çıkışlar yaşayacağını düşünüyorum" dedi.

Girasun: Toplumsal psikoloji büyük tahribata uğradı

Peki Şam ordusunun ani ilerleyişi, bölgesel yönetimin birkaç gün içinde topraklarının yüzde 60'ını kaybetmesi ve yardım istenen dış ülkelerden destek gelmemesi Kürtlerde nasıl bir ruh haline yol açtı?

Siyaset Bilimci Roj Girasun'a göre son gelişmeler Kürt toplumunda ciddi bir moral çöküntüsü yarattı.

"Sürecin toplumsal psikolojisi büyük oranda çökmüş durumda. Kürtlerin özgürlükleriyle kurdukları duygudaşlık yaşanan son gelişmelerle birlikte büyük psikolojik çöküntüye yol açtı" diyen Girasun, Kürt toplumu açısından "beklenti ile gerçeklik arasındaki makasın" açıldığı görüşünde.

Son gelişmelere tepkili olan DEM Parti, Salı günkü grup toplantısını Suriye sınırında Nusaybin'de yapma kararı almış ve Nusaybin-Kamışlı sınır hattında Türk bayrağının indirilmesi olayı ek bir gerilim yaratmıştı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuşma yaparken
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay HatimoğullarıFotoğraf: Mehmet Masum Suer/SOPA Images/Sipa USA/picture alliance

Girasun, Şara'nın yayımladığı kararname ile Kürtlere bazı haklar tanımasının ise şimdiye kadar kendi kendini yöneten Kürtler için tatmin edici olmaktan uzak olduğu yorumu yapıyor.

Suriye'deki kayıp DEM Parti'yi nasıl etkileyecek?

Kendi tabanı da dahil olmak üzere çeşitli kesimlerden farklı eleştiriler alan DEM Parti'nin bundan sonra nasıl hareket edeceği, siyasetini nasıl öreceği ve bu yenilgiden dolayı içerde bir tartışma ortamının doğup doğmayacağı da yakından takip ediliyor.

Girasun, DEM Parti'nin önündeki temel sınavı şöyle tanımlıyor:

"DEM Parti şu anda toplumsal psikolojiyi yönetmekle iktidarla sürecin kurumsal ilişkisini büyütmek arasında denge kurmak zorunda."

Kürt toplumunun şu anda "siyasal açıdan depresif bir durum" içinde olduğuna işaret eden Girasun, bunun DEM Parti içinde bir çatlak yaratıp yaratmayacağı sorusuna karşılık kısa vadede bir sonuç beklemediğini ifade ediyor.

Girasun'a göre bundan sonra DEM Parti için ideolojik söylem arka planda kalırken, reel politik söylemler ve rasyonel kişiler daha ön planda olacak.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, son yaptığı yazılı açıklamada Türk bayrağının indirilmesinden DEM Parti'yi sorumlu tutarak "DEM Parti karar vermek durumundadır: PKK'nın kurucu önderinin yanında mı yoksa karşısında mıdır? Terörün yedeğinde mi duracak, yoksa terörsüz bir geleceğe hizmet mi edecektir?" ifadelerini kullanmıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Partili siyasetçiler Pervin Buldan ve Ahmet Türk'le Ocak 2024'te gerçekleşen görüşmeleri sırasında birlikte görünüyor
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Partili siyasetçiler Pervin Buldan ve Ahmet Türk'le Ocak 2024'te bir araya gelmiştiFotoğraf: DHA

Yeğen de bütün bu olanların DEM Parti hareketinin hem program hem de siyaset yapma tarzında büyük dönüşümlere yol açacağı ve bunu kaçınılmaz bulduğu öngörüsünde bulunarak şunları ekliyor:

"Bütün bu SDG pratiği, yani Araplarla birlikte bir demokratik ulus fikri etrafında siyaset yapmak falan, bunların artık bir karşılığının olmadığı görüldü. Bunlar hızla sorgulanacaktır. Aslında zaten sorgulanıyordu ama daha güçlü bir şekilde sorgulanacaktır. Keza Öcalan'a duyulan güven de biraz erozyona uğradı belli ki."

Yeğen'e göre gelinen nokta Kürt siyasi hareketini özellikle ABD ve iktidardan duyulan hayal kırıklığının ardından yeni müttefikler aramaya da sevk edebilir.

"90'lar tarzı askeri faaliyetin zemini yok"

Peki yeniden eski şiddet günlerine dönülür mü?

Yeğen buna ihtimal vermediğini belirterek bunun gerekçelerini şöyle açıklıyor:

"Döneceğimizi şu açıdan zannetmiyorum; Kürtlerin de öyle bir mücadeleye desteği yok. Sonuçta teknik olarak da Türkiye devleti üstün gelmiş durumda. Yani yeniden o bildiğimiz 90'lar tarzı askeri faaliyetin bir zemini yok. Onu isteyen olsa bile yapabilecek kuvvette değil."

Buna karşılık Yeğen, PKK'nın belki kendi militanlarının bir kısmını Rojava'ya taşıyabileceği ihtimaline dikkat çekerek "Ama Türkiye'de silahlı mücadeleye dönme defterinin tümden kapandığını düşünüyorum" diyor.

Erdoğan son grup toplantısında Türkiye'nin güney sınırlarında güvenliğe tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğini yineleyerek "Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın intihar anlamına geleceği çok açıktır" demişti.

 

DW-Korrespondentin Gülsen Solaker
Gülsen Solaker Dış politika ve iç siyasi gelişmeler ağırlıklı olarak 1997’den beri çalışan gazeteci.